11 Temmuz 2014 Cuma

ŞANSLISINIZ BU HAYATTA




Evet evet eğer bir kardeşiniz varsa şanslısınız.
Paylaşacak çok şeyiniz var demektir. Aynı evde aynı 
duyguları yaşadığınız biri. Sizi en iyi o anlar 
dediğiniz biridir. Liman gibidir. Tarifi yoktur sevgisinin.
 Sevincinide üzüntüsünüde derinlerde yaşarsınız. 
Kardeştir o. Bağırsanızda çağırsanızda kırılmayandır.
 Hep iyi dileklerle baktığınızdır. O kadar çok ortak 
noktanız vardır ki. Siz bile ölçemezsiniz benzerlikleri.
 En büyük nokta ise; ANNE ve BABA nızdır. 
Ortak nokta bu olunca zaten gerisini yazmayada gerek yoktur. 
Bir insanın anne babası aynı kişiler oldumu hayatta;
Yaşadıklarınız ve aldığınız tepkiler, tespitler, öğütler ve daha neler 
neler hep aynıdır. O kadar çok anılarınız
vardır ki… Bazen en ufak şeyler hatıralarda anımsanır ve bir kahkaha atılır.
 Şimdi kardeşim geldi aklıma…
E tabi ben abla olan kardeşim. Erkek kardeşimle aramızda 5 yaş var.
 Tabi bizde her kardeş gibi kavga üstüne kavga…
Kıskançlık üstüne uydurulmuş bir sürü hayal ürünü. Biz seni hiç sevmedik zaten, 
biz seni camiden aldık. Vel hasıl 
bir sürü şey işte. Cocukluğumuz hep bu şekilde geçti. Oyunlara katmaz,
 katılsada fasulye rollerinde oynatırdım onu.
Aslında bazen düşünüyorumda. Mesela saklanbaç oynuyoruz.
 Biz gerçek oyuncular birbirimizi sinir ederdik.
Kardeşimi fasülye yapmasaydım eğer. Ona yapılan gıcıklıklar karşısında 
tepkisiz kalamazdım elbet. Bende 
bir bahane uydurdum. Belki de sığındım. Küçük olanlar fasulye olacak diye.
 O zaman kafam rahattı. Kardeşim o güçlü 
oyunda ezilmeyecekti. Hem onu hiç istemez, ama onu
 herşeyden korumaya çalışırdım cocuk aklımca. Kimsenin
onu dövmesine kızmasına izin vermezdim dışarda. Ama kendim 
her şeyi yapma hakkı görürdüm kendimde.
Kimse yoksa illa sen sokak cocuğusun seni hiç sevmiyoruz.
 Sen camiden alındın diye sürekli söylerdim ona.
Artık bir gün baya bir bunalmış ve üzülmüş olan kardeşimi
annem ağlarken yakalar. Ve o günden sonra 
içimde öyle bir pişmanlık olurki bir daha öyle şeyler
 demedim hiç kardeşime. Tabi annemin bana kızması da çabası.
O kadar çok şey var ki aslında yazmak istediğim..
Ama seni anlatmaya, sana olan sevgimi anlatmaya yetecek
kelime dünya dilinde mevcut değil.
Hatta Allahu Teala bile güzelliğin boyutunu görmeye;
 gözler yetmeyeceği 
için gönül gözünü açmıştır. İşte kardeşim…
 Sen benim bu dünyada yaşayan diğer yarımsın.
 Gönül gözümle gördüğümsün.

10 Temmuz 2014 Perşembe

DÜN İLE BUGÜN (YAPTIKLARIN VE YAPACAKLARIN)


Hayat her zaman rutin dediğimiz olaylar yanısıra gider. Bazen sanki boşboş bir günü bitirmişcesinedir.
Bazende dünyaya sarmışcasınadır. Yaptığın ve yapacaklarındır benliğini meşgul eden. Yapacakların
zeminini hazırlar geleceğin. E tabi edilen her hayal gerçek olmaz elbet. Ama olmama ihtimalini
düşünmeden yaşanmalıdır huzur tadında. Geleceğe atılan her adımdan önce gelir yapacaklarım
dediklerin. Bazen olağandışı gelir tüm tümceler; Ama verdigin karar yine önüne düşendir.
Her daim umudumuzu kaybetmemizin nedeni hep yapacaklarımızın; tamda istediğimiz gibi 
olucağı hissinden gelir. Bu olmamış ama olacak ihtimali bile hayatta tutar insanı. Boşunamı demiş
şair ' Umuduğun bittiği yerde, düşler kilitli kalır.' Nefes aldığın sürece yapacakların hep olacak.
Olacak ki bugün seni sen yapan değerler ölçülsün. Olacak ki; daha iyi kararlar verebilesin.
Yani yapacakların her daim yanında.,

E peki yaptıkların… Yaptıkların dün gibidir mecazında. Adı üstünde olduğu gibi düşünmeye 
gerek yoktur. Çünkü Yapacak birşeyin kalmamıştır. Dünle bugün arasında ne kanındaki hücreyi
değiştirebilirsin ne de sözlerini. Keşke dediklerin olur hep dününde. Ne kadar umutsuzcadır o keşkeler.
Her yeni günün önceki güne keşkesi vardır çokça. Ama sen düşündüğün içindir o keşkeler.
Özgür bırak ruhunu. Geçmişte yaşamak umutsuzluk kapısıdır. Güneş ışığında yaşamak varken,
ayda yaşamak niye. Ayın bile iki tarafı vardır. Aydınlık yüzünde umut hep vardır. Ama karanlık tarafı
boşver dile getirme. Evet yaptığın ve yapacakların arasında çok fark aslında. 
Keşkeleri göm ve dünyaya bak.
NOT: Boşunamı dememiş şair : SENBENSİN FİLİZ

9 Temmuz 2014 Çarşamba

DOST

 
Rutin bir günden devam eder hayat,
Her yeni gün bir öncekinin tekrarı gibidir aslında; 
Ama bazen bir suprizle karşılaşırsın sabah sabah…
Tarif edilmez bir heyecan kaplar sımsıcak… 
Yüzünde 'nerden nereye der' gibi bir ifade.
İşte bende bugün dostumla başladım güne.
Aman allahım yıllarca biz cocuktuk. 
Ne zaman büyüdükte; ben anne oldum.
Sende şirinmi şirin bir hamile. 
Aklına geldimi can gibi hissedersin o anda. 
Heleki birde özlem var ise işin içinde
Tarif edemezsin duygularını.
Kuzucuğumuzun ilk ayan beyan fotoğraflarıda
teyzeciğinin yüzünü gülümsetmeye yetti.
Elifim söyle biz seninle ne hallerden ne yollara
gülümsedik birlikte. Artık aynı yolu evlatlarımız 
için temenni ediyorum. 
Bence dostluk neydi biliyor musun?
Uzunca zaman görüşmesende 40-50 yıl hiç farketmez;
Karşılaştığında kaldığın yerden devam edebilmekti.
Elif ve Kuzucuk Demir kalbimlesiniz.
Senbensin Filiz

7 Temmuz 2014 Pazartesi

senbensin: BAZEN TAM DA DURDUĞUN YERDEN YÜKSELİRSİN GÜNEŞE......

senbensin: BAZEN TAM DA DURDUĞUN YERDEN YÜKSELİRSİN GÜNEŞE......:             Temmuz ayının bu esaretli sıcağı daha sabahın ilk saatlerinde yüzüme vuruyor. Çarcabuk gelecek olan bayramı b...

BAZEN TAM DA DURDUĞUN YERDEN YÜKSELİRSİN GÜNEŞE...


            Temmuz ayının bu esaretli sıcağı daha sabahın ilk saatlerinde yüzüme vuruyor.
Çarcabuk gelecek olan bayramı bekliyor gibiyim, günlerdir. Nerde o eski bayramlar
(çok klasikleşmiş bu cümleyi kuramadan edemiycem. Ve hatta nerdeler)
Bayramın heyacanı daha 2-3 hafta kala başlar. Alışverişler , baklavalar yapılır.
Hatta bazen okuduğumuzda gülümsediğimiz yazılar vardır ya. Tam da öyleydi işte.
1 hafta önceden alınan giysiler ayakkabılar, evde giyilir. Ve tarif edilmez bir mutlulukla
beklenir. Eskilerde cocuk olmak: Günümüz cocukları için cep telefonlarının olmadığını düşünmek 
gibi çok uzaklarda kaldı. Eski bayramlardan düşündüğümde; annemin çarşıdan aldığı sandalet tarzında uçları
kahverengi geri kalan kısmı beyaz, kurdelesi olan bir ayakkabı geliyor aklıma. Bu ayakkabıları 
başucumda tuttuğum anlarım. Ayağıma giyip giyip çıkardığım, misafirliğe gelen var ise sakladığım o safça bakış
geliyor aklıma. Arifeyi bayrama bağlayan gecede defalarca uyandığım anlarım; bir an önce sabah olması
için dua ettiğim dakikalar ; dün gibi aklımda. Gözlerimi kapadığımda o anlara gitmenin mutluluğunu
yaşıyorum. O anki heyecanlı, meraklı, mutlu bekleyiş. Şimdilerde bile ruhum daraldığında bana yol gösterici 
olur hep. Eskilerde mutlu olmak diye bir tabir vardı. Mutluluk neydi tam olarak. Bunun  tarifini vermek zor tabiki.
Ama mutluluk aile sevinci, muhabbet, hep bir arada olmaktı aslında. Geçenlerde sosyal ortamda bir furyaa 
vardı yine. Eşler beylerine whatsuptan yazıyor… Mutluluğun tarifini verebilir misin? Diye.  Onlarda tabiki 
yuvalarının olduğuna dair dönüşler yapıyorlar. Tam burada demek istediğim. Mutluyuz aslında bu huzursuz, stres
dolu, üzüntü dolu, insanların birbirine tahammülsüz olduğu, hoşgörünün unutulduğu, mutsuzum düşüncesinin
yaygın olduğu, elindeki ile mutlu olmadan hep memnuniyetsiz olduğumuz, hep bir arayış içerisinde olduğumuz 
bu basit dünyada. Aslında özümüzü unuttuk. Mutlu olmadığımız hissini doğurup, Ona inandık. Ve karamsar 
hikayelerle dolu bir dünya yarattık kendimize. Şimdi buradan herbirimiz için durduğumuz yerden yükselmemizi
dilerim güneşe. Bazen bir cümle gereklidir. İnsanın kendine gelmesi için. Herşeyin maddi değerlerle ölçüldüğü
günümüzde bazen bir gülümseme, bazen bir söz, bazende duyduğumuz bir cümle ayağa kaldırır bizi.
UNUTMA Kİ: Her dalgadan sonra durulur deniz. 
Sevgilerimle;




Aslında haftabası dediğin...

            Bursa'nın güneşli ve bir o kadar rüzgarlı Pazartesi gününden herkeslere selam olsun.
Sabahtan beri yazıcam yazıcam derken; nihayet sonunda kendimle kalabilip, bir iki kelam 
yazabiliyorum. Yoğun bir hafta sonu geçirdim. Cumartesi klasik ev hanımı sendromu, 
temizlik, cocuk bakımı, uykuydu vs. , akşam misafirliğe hazırlanış. Hı allahtan yemek yapma
derdim yoktu da; Kendime de vakit ayırabildim. (En azından oğlum uyurken). Çalışan anne
olduğunuz zaman maalesef her anınız çok değerli ve kıymetli oluyor. Bazen bir işin bile 
aradan çıkması kendine ayırdığın zaman olarak dönüyor. Yani hiç boş yok. 
          Haftaiçi 5 iş günü çalışan haftasonlarının tamamını evine ailesine ayıran vefakar anne.
Neyse Pazar günü ise yine aynı rutinlerden sonra tekrar misafirliğe gittik. Gece bir hayli
geç yatmam nedeniyle ve gece sahura kalktığımdan dolayı tamamen uyku hapsinden 
çıkamayan bir gündeyim. Ama enerjim tam da işime yeteceği kadar var. Muhasebe işiyle
uğraşıpta dikkati elden bırakmamak tek gayem bugün. Hatta arada sırada kendimi
mırıldanırken buluyorum. Beynim sanki bir mekanizma geliştirmiş. Şarkı söylerek uyanık
kalıyor. Fazla gaza gelmiyeyim diye: Bazen Filiz biraz sessiz ol! Daha içinden söyle; dediğimi
duyuyorum kendime. Hayat aslında içinde bulunduğun zor durumlarda da bir yol bulup 
devam etmek değilmiydi ki. 

4 Temmuz 2014 Cuma

Sonunda...

Evet en sonunda sayfa acabildim ve ilk satırlarımi yazmaya basladim. Ne zamandır aklımda olan; fakat bir türlü hayata geciremedigim bloguma kavustum... Blogumun ana temasi yavas yavas belli olacak. Yazmaya calisacagim bu günlüğü basta esim olmak üzere; sevgili ogluma ithafen adiyorum. (Oglumla aramdaki slogan: Senbensin. Bunuda sizlere söylemeden gecemiycem.).


Posted via Blogaway