31 Mart 2016 Perşembe

80 li YILLARDA ÇOCUK OLMAK

Evet 80 li yıllarda çocuk olmak vardı şimdi. Tek amaç ve hedefinin
koşmak olduğu, yarışlarda kim kazanacak diye tasalandığın, hatta ben
kazanayım diye kendini yırttığın, sırasını bilen sevgi dolu, enerjik,
saygılı bir nesil vardı. En önemlisi merhametli bir nesildi. 
Bayramları coskuyla bekleyen, yeni kıyafetler alındığında gerçekten 
kıymet bilen, arife gecelerinde 1 hafta önceden alınmış olan ayakkabıları
başının ucunda tutan, o bir hafta boyunca evde giyip dolaşan, 
hele o ilk bayram sabahı yepyeni ayakkabılarla sokağa adım atmak 
çok büyük mutluluktu. Her çocuğun yepyeni, pırıl pırıl olması çok  güzel olurdu.
Ey gidi günler ey….
Mahallemizde direk vardı. Orada buluşurduk hepimiz, poşetlerimizi alır,
sırayla dolaşmaya çıkardık. Şeker toplardık. Hele birileri birkaç kuruş para
verirse deymeyin keyfimize. Tanıdık tanımadık her yeri dolaşırdık. Hem de
çocuk başımıza. Ama eskiden koruyup, kollamak vardı. Herkes sahip çıkardı birbirine.
Hele daha ufaklarımız fasulyelerimizdi, onlar hepimizin koruması altındaydı.
Kendimizce bir medeniyet oluşturmuştuk. Her saatin oyunu ayrıydı bizde. 
Bazen kovalambaç oynardık, bazen yakalanbaç, bazen taştan taşa, bazen evcilik,
bazen ip atlamaca, bazen yakartop, bazen saklanbaç, bazen renkli istop, vs vs.
hergün oynardık bu oyunları ve daha nicelerini,..
Biz çocukken, Yonca Evcimik ve Grubu vardı, Seyyal Taner vardı mesela.
E tabi bizimde grubumuz vardı. O grupta herkes sırayla solist olur, arkadakilerde
oynardı. Tıpkı Yonca Evcimik ve grubu gibi. Hiç park aramazdık. Çünkü biz bize
yeterdik. Hiç canımız sıkılmazdı ki. En olmadı sokakta oturan büyüklerimize
konser verirdik. Heleki zor yollardan geçiş oyunlarımız vardı mesela.
Yılanlık, çayırlık, otluk, inşaat vs demez girer oynardık. Hiç korkmazmışız. Belkide
o zamanlar bu kadar kötülük yoktu bilmiyorduk. Ama zırhımız üzerimizde olurdu hep,
Hele o geleceğe dönüş filmiyle gelen yaratıcı hayal gücümüz. Gerçekten inanılmaz
mutluyduk. Bir sabah hepimiz saat 7' de direğin orada toplandık.
Tepeye gidip, namaz kılıp, Allah' tan bize bir geleceğe dönüş  arabası göndermesini
diledik. Ve o kadar inandık ki. Duamızı ettikten sonra eve gelip, 1 saat uyuyacak ve saat 10 da 
gittiğimizde otların arasında arabanın orada olacağından hiç şüphemiz yoktu.
Evet yine toplandık gittik, araba orada yoktu. Ama ümitsizliğe kapılmamıştık.
Mutlaka bir nedeni vardır burada olmamasının dedik ve tam inançla oradan ayrıldık.
Daha yazmak aklıma gelmeyen nice anılarımız vardı. Derken aklıma geldi.
Hele kurban bayramları bizim için çok kıymetliydi. Mahallemizde genelde büyükbaş
hayvan kesilirdi ve 1 hafta öncesinden alınırdı o zamanlar. Tabi biz hayvanlar gelmeye
başladıkça, inek bakmaya giderdik. O bizim görevimiz olurdu. Hatta bazen,
hadi şu ineklere bakıp, gelelim derdik. Belki yarım saat belki bir saat belki iki saat
boyunca izlerdik. İşte biz çocukken mutluyduk. Her durumda mutlu olmayı başarabiliyorduk.
Hele hele büyüklerimizin öğle saatlerinde bizlere verdiği o salçalı ekmeğin tadını
hala hiç bulamıyorum.
Aynı mutlu çocukluğu evlatlarımızında geçirmesi dileğiyle…
Sevgilerimle
Yazı alıntı değildir. Kendim görüşlerimdir. Görüşlerim kendime özeldir. Hiçbir bağlayıcılığı yoktur.
Saygılarımla Filiz K.

PAZARLAMA

Bir ürünün pazarlamasında, reklamı, üretim aşaması, kullanımdan sonraki etkileri, 
hitap edeceği Pazar, ürünün kullanılacağı yaş aralığı, pazardaki çeşitlilik oranı,
aynı ürün grubunun fiyat aralığı, ( harici kullanımlarda nasıl son kullanma tarihine
dikkat ediyorsak, harici olmayan kullanımlarda da buna dikkat etmeliyiz. Organlarımız bizim için 
ne kadar değerli ise tüm bedenimiz aynı orantıda değerlidir. En büyük organımız, derimizdir.)
arge si, inivasyonu ('' diğer ürünlerden ne farkı ne geliştirilmişliği var ki? '' bu ürünü almamızı
cazip kılsın, vizyonu, misyonu, daha birçok sayamadığım etken vardır.
Artık günümüzde bilinçli tüketicinin elinden geldiğince içerik,  son kullanma tarihini vs.
birçok sorgulamasını yapıyor olmasına seviniyorum. Lakin şu durumuda es geçmemek lazım;
Biri bir iş yaptığını söylediğinde; ürününü satmak için ya da pazarlamak için bu ürünü tavsiye
ettiğinde, ön yargı ile yaklaşıyoruz. 
Peki ama neden?
Hiç bu soruyu kendinize sordunuz mu? Sormadıysanız; Şu anda sorun ve cevabınızı düşünün.
Şimdi gelelim dünyadaki pazarlama ağına, 
Sanayi bölgelerinde kurulmuş bir fabrikanın yaptığı aslında dolaylı pazarlama ağının ta kendisidir.
Nasıl mı? Bilirsiniz iş yerlerinde Satış grubu çalışanları vardır. Ve üretilen her ne ise onun pazarlaması,
ve satışını ve siparişin devamlılığı için birçok şey yapabilirler. Mesela satış sonrası taşıma ,hizmet vs. gibi
Ve sürekli sipariş devamlılığı yaratacak potansiyel kullanıcı ararlar. Görüşmelere, ürün tanıtımlarına vs.
giderler, sürekli seyahat ederler. Bildiğiniz xx tüm firmalara o siparişler havadan gelmiyor. 
Deyip, bireysel kullanıcı olan bizlerin ihtiyaçları doğrultusunda yazımıza devam edelim. 
Öncelikle pazarlaması yapılacak ürünü kendin deneyimleyeceksin, artı ve eksi yönleriyle ürünü 
yorumlama imkanı bulmuş olmalısın. Kişinin kendi kullandığı ürünü karşısındaki kişiye
anlatırken ve kullanmasını tavsiye ederken daha başarılı sonuçlar alacağı aşikardır. 
Bireysel tavsiyelerde deneyim bir numaralı gücünüzdür. Çünkü üründen tam anlamıyla 
emin olursunuz. Böylelikle ürün hakimiyetiniz büyüyecek ve siz artık pazarlamayı
etkin bir şekilde yapabilir olacaksınız. Tavsiyede bulunduğunuz birçok kişi sizi kaideye
almayacak. O an almamaları gelecekte almayacağı anlamına gelmiyor. Pazarlama ağı
sürdürülebilir bir ağdır ve siz inancınızı kaybetmediğiniz sürece, özgüveninizle 
deneyimlerinizi paylaştıkça; insanlar önce alışacak ve daha sonra bir gün 
her zaman xxx marketten aldığı (hatta içeriğine hiç bakmadığı, ama sen tavsiye ettiğinde
ordinaryüs kesilen tüm insanlar) bir gün kullanıcı ve tavsiyeci olabilir. O yüzden
1000 hayırcıdansa inanmış 1 evetçi en büyük hazinedir. 
Her neyse zor zahmet bir kez kullandırmayı başardıysan eğer, 
pazarlamanın birinci kuralını yerine getirmiş olursun. Ama bir kez ürünü 
kullandırmak aslında başarı değildir. Ters kuram etkisidir. Devamının gelmesi
büyük başarıdır. Çünkü aynı kişiden aynı talep tekrar geliyorsa, üründen 
memnun kaldığı düşünülebilir. Evet kendi memnun kaldı ve çevresine tavsiye ,
etmeye başladı. O ona O ona derken kendi çekirdek çevresinde bir Pazar alanı 
oluşturmuş oldu. Bir iş yerine başladığımızda kimseyi tanımıyoruz. Sonradan tanışıyoruz.
Bu durum network marketingde de aynıdır. İş arayan birine gel böyle böyle bir iş var
dediğinde genellikle ilk duyduğun şey şu oluyor, !!! AAA benim ÇEVREM yok.!!!
Zaten fabrikada bir işe başladığında da kimseyi tanımıyorsun. Kapıdan dışarı adım attığında
bir sürü insan var ve hepsi birer potansiyel kullanıcıdır. Marketteki adam, Çiçekçideki kadın,
hastanedeki anne vs vs giderde gider. Ben diş macunu ile hayatını değiştirmiş insanlar
tanıdım ve bu saatten sonra hayallerimin imkansız olmadığını biliyorum. Evet kolay değil,
Ama imkansızda asla değil.  Burada bu yazıyı paylaşmak istedim. Siz isterseniz 
organizasyon kurmanız imkansız değil. 
Çocukluğumdan beri bildiğim bir şey var. Düşünmek başarmanın yarısıdır.
Yazı alıntı değildir. Kendim görüşlerimdir. Görüşlerim kendime özeldir. Hiçbir bağlayıcılığı yoktur.
Saygılarımla Filiz K.

28 Mart 2016 Pazartesi

....

EVRENSEL DENGE VE KADER

 Okuduğum bir yazıdan etkilendim. Ve başladım denemeye, Bir belgeselde konu Kuantum fiziğinden '' dolaşıklık'' kavramına kadar gelmiş. 'İki bozuk parayı döndürün, bu ikisinin kaderi birbirine bağlıdır, birisi yazı gelirse diğeri mutlaka tura gelir'' yazıyordu. Aslında çok ta dikkatimi çeken bir konu oldu. Çünkü pşişik konuları severim. Hayatımızın bir dengenin tam ortasında olduğunu yazıyordu. Derken aklıma '''Son Durak film''' serisi geldi. Filmde birkaç kişi ölümü kandırabileceğini söylüyordu ve senorya bunun üzerine kuruluydu. Tabi ama bir noktadan kurtulsalar bire diğerinde mutlak sonla bitiyordu her bir karakterin hayatı. O anda hayatı devam edenin henüz vakti gelmemişti aslında. Dolaşıklık kavramı tam da bunun gibi birşeydi aslında. Herşey bir denge üzereneydi. Allah zamanı ve insanı öyle bir birine bağlı bir kaderle kodlamıştı ki. Aslında her zaman bildiğim fakat hissetmek istediğim belkide somut birşekilde gözlemlemek istediğim , o ince bağlantıyı 2 bozuk parayla bulmuştum. Zihin öyle büyük bir güç olduğu gibi, en tehlikeli şey bana göre. Kader, özgür irade bağlantısı hakkında rast gele okuduğum posttan somut birşeylere ulaşabileceğim hiç aklıma gelmezdi. O sıra da bir örnek verdi. Ve dedi ki; Birbiriyle bağlantılı mekanızmalar ters kutuplu olarak nihayete erer. Tabi doğanında bir dengesi olduğu muhakkak. Tam da bu sıralarda uyguladığı 2 demir bozuk parayı aynı anda çevirdi ve attı. Biri yazı biri ise tura gelmişti. Defalarca denemişti. Ama nafile hep bir yazı bir turaydı. En son vay be gerçekten ne yaparsan her şey kendi dengesinde donüyor, hiçbir güç istek odaklanma, hayatın akışını değiştiremiyor derken, bozuk paralarda 2 yazı . Hayretler içinde düşünürken, bu sefer ikisi hep yazı gelmeye başlamıştı. Sonra ikisininde tura olması için odaklanıyordum. Fakat olmuyordu. Ya yazı yazı geliyor., ya yazı ya tura geliyordu. Tura tura olmuyordu. Biran gözlerimi kapatıp, içimden başka bir şey geçirdiğim anda Tura Tura gelmişti. Ve arka arkaya birçok tura tura. İnanamıyordum. Bazen birşeyi istemek, çok istemek ve o dengeye bırakıp, yola devam etmek gerektiğini anladım o anda. Hani hepimizin bildiği bazı şeyler fizikötesidir, matematik cevapsız kalır. İşte ''' insan , kader ve özgür irade''' tam da böyle birşeydi. O dengede boşluklar var ve siz birşeyi çok istediğinizde seçmek istediğinizde bazen her zamankinden daha çok dua eder veya istersiniz, İşte o zaman o boşluklar devreye girer, Ve Allah size o dilediğinizi verir. Zihnimizi boşaltıp, o şekilde dua ettiğimiz zaman gerçekten de evrensel dengenin üzerine çıkmış oluyoruz. Bu örneği sizlere yazmak istedim. Belki benim gibi bazılarınız bazen bazı şeyleri somut birşekilde görmek istiyordur. Yazı alıntı değildir. Kendim görüşlerimdir. Görüşlerim kendime özeldir. Hiçbir bağlayıcılığı yoktur. Saygılarımla Filiz K.

11 Temmuz 2014 Cuma

ŞANSLISINIZ BU HAYATTA




Evet evet eğer bir kardeşiniz varsa şanslısınız.
Paylaşacak çok şeyiniz var demektir. Aynı evde aynı 
duyguları yaşadığınız biri. Sizi en iyi o anlar 
dediğiniz biridir. Liman gibidir. Tarifi yoktur sevgisinin.
 Sevincinide üzüntüsünüde derinlerde yaşarsınız. 
Kardeştir o. Bağırsanızda çağırsanızda kırılmayandır.
 Hep iyi dileklerle baktığınızdır. O kadar çok ortak 
noktanız vardır ki. Siz bile ölçemezsiniz benzerlikleri.
 En büyük nokta ise; ANNE ve BABA nızdır. 
Ortak nokta bu olunca zaten gerisini yazmayada gerek yoktur. 
Bir insanın anne babası aynı kişiler oldumu hayatta;
Yaşadıklarınız ve aldığınız tepkiler, tespitler, öğütler ve daha neler 
neler hep aynıdır. O kadar çok anılarınız
vardır ki… Bazen en ufak şeyler hatıralarda anımsanır ve bir kahkaha atılır.
 Şimdi kardeşim geldi aklıma…
E tabi ben abla olan kardeşim. Erkek kardeşimle aramızda 5 yaş var.
 Tabi bizde her kardeş gibi kavga üstüne kavga…
Kıskançlık üstüne uydurulmuş bir sürü hayal ürünü. Biz seni hiç sevmedik zaten, 
biz seni camiden aldık. Vel hasıl 
bir sürü şey işte. Cocukluğumuz hep bu şekilde geçti. Oyunlara katmaz,
 katılsada fasulye rollerinde oynatırdım onu.
Aslında bazen düşünüyorumda. Mesela saklanbaç oynuyoruz.
 Biz gerçek oyuncular birbirimizi sinir ederdik.
Kardeşimi fasülye yapmasaydım eğer. Ona yapılan gıcıklıklar karşısında 
tepkisiz kalamazdım elbet. Bende 
bir bahane uydurdum. Belki de sığındım. Küçük olanlar fasulye olacak diye.
 O zaman kafam rahattı. Kardeşim o güçlü 
oyunda ezilmeyecekti. Hem onu hiç istemez, ama onu
 herşeyden korumaya çalışırdım cocuk aklımca. Kimsenin
onu dövmesine kızmasına izin vermezdim dışarda. Ama kendim 
her şeyi yapma hakkı görürdüm kendimde.
Kimse yoksa illa sen sokak cocuğusun seni hiç sevmiyoruz.
 Sen camiden alındın diye sürekli söylerdim ona.
Artık bir gün baya bir bunalmış ve üzülmüş olan kardeşimi
annem ağlarken yakalar. Ve o günden sonra 
içimde öyle bir pişmanlık olurki bir daha öyle şeyler
 demedim hiç kardeşime. Tabi annemin bana kızması da çabası.
O kadar çok şey var ki aslında yazmak istediğim..
Ama seni anlatmaya, sana olan sevgimi anlatmaya yetecek
kelime dünya dilinde mevcut değil.
Hatta Allahu Teala bile güzelliğin boyutunu görmeye;
 gözler yetmeyeceği 
için gönül gözünü açmıştır. İşte kardeşim…
 Sen benim bu dünyada yaşayan diğer yarımsın.
 Gönül gözümle gördüğümsün.

10 Temmuz 2014 Perşembe

DÜN İLE BUGÜN (YAPTIKLARIN VE YAPACAKLARIN)


Hayat her zaman rutin dediğimiz olaylar yanısıra gider. Bazen sanki boşboş bir günü bitirmişcesinedir.
Bazende dünyaya sarmışcasınadır. Yaptığın ve yapacaklarındır benliğini meşgul eden. Yapacakların
zeminini hazırlar geleceğin. E tabi edilen her hayal gerçek olmaz elbet. Ama olmama ihtimalini
düşünmeden yaşanmalıdır huzur tadında. Geleceğe atılan her adımdan önce gelir yapacaklarım
dediklerin. Bazen olağandışı gelir tüm tümceler; Ama verdigin karar yine önüne düşendir.
Her daim umudumuzu kaybetmemizin nedeni hep yapacaklarımızın; tamda istediğimiz gibi 
olucağı hissinden gelir. Bu olmamış ama olacak ihtimali bile hayatta tutar insanı. Boşunamı demiş
şair ' Umuduğun bittiği yerde, düşler kilitli kalır.' Nefes aldığın sürece yapacakların hep olacak.
Olacak ki bugün seni sen yapan değerler ölçülsün. Olacak ki; daha iyi kararlar verebilesin.
Yani yapacakların her daim yanında.,

E peki yaptıkların… Yaptıkların dün gibidir mecazında. Adı üstünde olduğu gibi düşünmeye 
gerek yoktur. Çünkü Yapacak birşeyin kalmamıştır. Dünle bugün arasında ne kanındaki hücreyi
değiştirebilirsin ne de sözlerini. Keşke dediklerin olur hep dününde. Ne kadar umutsuzcadır o keşkeler.
Her yeni günün önceki güne keşkesi vardır çokça. Ama sen düşündüğün içindir o keşkeler.
Özgür bırak ruhunu. Geçmişte yaşamak umutsuzluk kapısıdır. Güneş ışığında yaşamak varken,
ayda yaşamak niye. Ayın bile iki tarafı vardır. Aydınlık yüzünde umut hep vardır. Ama karanlık tarafı
boşver dile getirme. Evet yaptığın ve yapacakların arasında çok fark aslında. 
Keşkeleri göm ve dünyaya bak.
NOT: Boşunamı dememiş şair : SENBENSİN FİLİZ

9 Temmuz 2014 Çarşamba

DOST

 
Rutin bir günden devam eder hayat,
Her yeni gün bir öncekinin tekrarı gibidir aslında; 
Ama bazen bir suprizle karşılaşırsın sabah sabah…
Tarif edilmez bir heyecan kaplar sımsıcak… 
Yüzünde 'nerden nereye der' gibi bir ifade.
İşte bende bugün dostumla başladım güne.
Aman allahım yıllarca biz cocuktuk. 
Ne zaman büyüdükte; ben anne oldum.
Sende şirinmi şirin bir hamile. 
Aklına geldimi can gibi hissedersin o anda. 
Heleki birde özlem var ise işin içinde
Tarif edemezsin duygularını.
Kuzucuğumuzun ilk ayan beyan fotoğraflarıda
teyzeciğinin yüzünü gülümsetmeye yetti.
Elifim söyle biz seninle ne hallerden ne yollara
gülümsedik birlikte. Artık aynı yolu evlatlarımız 
için temenni ediyorum. 
Bence dostluk neydi biliyor musun?
Uzunca zaman görüşmesende 40-50 yıl hiç farketmez;
Karşılaştığında kaldığın yerden devam edebilmekti.
Elif ve Kuzucuk Demir kalbimlesiniz.
Senbensin Filiz

7 Temmuz 2014 Pazartesi